Gebelik, kadının hayatının doğal döngüsünün bir parçası olmakla birlikte fiziksel ve psikolojik değişimlerin de yaşandığı ve bu değişimlere uyum sürecinde bir takım kaygı ve stresin de yaşandığı özel bir dönemdir. Bu nedenle gebelik bir yandan mutluluk ve doyum kaynağı iken, öte yandan stres ve kaygı kaynağıdır.  Doğum sonrası depresyon, doğumdan sonraki ilk dört hafta içinde ortaya çıkan, en az iki hafta süren, yoğun suçluluk duyguları içeren, bebeğe karşı ilgisizlik, daha önce zevk alınan şeylerden zevk alamama, iştah ve uyku düzeninde değişiklilerin, annelik becerilerine dair yoğun yetersizlik duygularının görüldüğü bir ruh sağlığı problemidir. Annede görülen bu belirtilerin sadece anneyi değil, annenin bebekle ve eşiyle olan ilişkisini de olumsuz yönde etkilediği görülmektedir. Araştırmalar doğum sonrası depresyon yaşayan annelerin eşlerinin de depresyon riski taşıdıklarının, bebeklerin de bilişsel ve sosyal beceri alanlarında gecikme yaşama olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.

Doğum sonrası dönemde depresyonun ortaya çıkma sıklığını arttıran etmenler, güç bir doğum sürecinin yaşanması, hormonal değişimler, geçmişte depresyon öyküsünün bulunması, eşler arasında çözümlenmemiş sorunlar, sosyal desteğin azlığı, ekonomik sorunlar, istenmeyen gebelik, çocukluk travmaları yer almaktadır. Doğum sonrası görülen duygu durum bozuklukları üç grupta sınıflandırılabilir.

  1. Annelik hüznü: Doğum sonrası en sık görülen duygu durum bozukluğudur. Ortalama doğum sonrası dönemde kadınların %50 ila %80’inde görülebilmektedir. Annelik hüznünde genellikle mutsuzluk, iştah düzensizlikleri, aşırı kaygı, ağlama ve uyku bozuklukları görülmektedir. Belirtilerin genellikle doğumdan sonra ilk günlerden itibaren başlayıp, üç beş gün içinde tepe noktasına ulaştığı, üç dört hafta içinde de yavaş yavaş gerilemeye başladığı görülmektedir. Daha çok hormonal değişimlerin etkili olduğu belirtilmektedir. Geçmiş depresyon öyküsü, çevresel stres faktörlerinin fazla olması annelik hüznünün doğum sonrası depresyona dönüşmesinde etkilidir. Annelik hüznü yaşayan kadınların %20’sinde doğum sonrası depresyon gelişme riski bulunmaktadır.
  2. Doğum Sonrası Depresyon: Doğumdan sonraki ilk dört hafta içinde ortaya çıkmakta ve bir yıla kadar devam edebilmektedir. Doğum sonrası depresyonun kısa dönem etkileri annenin emzirme isteğinin olmaması, anne bebek bağlanmasının gerçekleşmemesi, annenin bebeğin güvenlik tedbirlerini almada isteksiz davranması sayılabilir. Uzun dönem olumsuz etkileri ise, annedeki olumsuz ruhsal durumun bebeğe yansıyarak bebekte duygusal, sosyal ve bilişsel alanlarda gelişimsel sorunların ortaya çıkabilmesidir. Annede görülen depresyonun şiddeti ve süresine bağlı olarak bebekte de bazı gelişimsel sorunlar gözlenebilmektedir.
  3. Doğum Sonrası Psikoz: Genel görülme sıklığı binde bir gibi düşük bir orana sahip olan doğum sonrası psikoz, bebek ve anne ölümleri ile sonuçlanabilmektedir. Daha önce kişinin kendisinde ve aile bireylerinde ruhsal rahatsızlık öyküsü bulunanların risk altında olduğu bilinmektedir. Gerçeklikten kopma, yoğun intihar düşünceleri, bebeğe zarar verme girişimleri, şiddet, yemek ve uykuyu reddetme davranışları görülebilmektedir. Psikiyatrik müdahale gerektiren, anne ve bebeğin güvenliği için hastaneye yatış gerektirebilen bir ruh sağlığı sorunudur.

Doğum sonrası depresyonun ortaya çıkmasında, erken yaşta evlilik, doğum yaşının düşük olması, biyolojik özellikler (doğum sonrası fizyolojik değişimler), kişinin geçmiş yaşantısında ve akrabalarında psikolojik bir rahatsızlık öyküsünün bulunması, hamilelik dönemimin çok stresli geçmiş olması, doğum sırasında yaşanan komplikasyonların bulunması, bebekte sağlık problemlerinin ortaya çıkması, annenin kişilik özellikleri (kaygılı endişeli bir mizaca sahip olması, içe kapanık ve gergin kişilik özelliğinin olması), doğum sonrası sosyal destek verecek kişilerin olmaması (özellikle eş desteğinin olmaması), evlilikte sorunların yaşanıyor olması, çocukluk dönemi travmaların olması önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır.

Doğum sonrası depresyonun tedavisi belirtilerin şiddetine ve süresine göre değişmektedir. Hafif ve orta şiddette belirtilerde araştırmalar, psikoterapi’nin etkili olduğunu göstermektedir. Ağır ve şiddetli seyreden belirtilerde ise psikiyatrik müdahale gerekebilmektedir. Ayrıca bu dönemde annenin yalnız bırakılmaması, arkadaşları ile daha fazla iletişimde kalması, annenin kendine zaman ayırması, günlük egzersiz ya da yürüyüş programına devam etmesi, aşırı olumsuz düşüncelere odaklanmak yerine gündelik rutinlerine devam etmesi önerilmektedir.

Depresif duygu durumuna sahip insanlar genelde hiçbir şey yapmak istemezler. Her gün yapacakları işleri yapmaya karar veriler ama sonuçta çok az şey yapmayı başarabilirler. BU depresyonun doğal bir sonucudur. Bu durumun üstesinden gelmek için, yapmak istenilen işlerin listesini yapmak ve bunları öncelik sırasına koymak ve en basit işlerle yapmaya başlamak işe yarayabilir. Fiziksel aktivite ve sosyal destek ağların genişletilmesi de duygu durum düzenlemede önemli bir etkiye sahip oldukları bilinmektedir.

Doğum sonrası depresyon, tedavisi mümkün olan, gerekli desteğin verilmesi ile birlikte iyileşebilen bir durumdur. Çoğu doğum sonrası depresyon belirtileri gösteren anneler, belirtilerin geçmeyeceği, hiçbir zaman iyi olamayacakları, bebeğine bir anne olarak yeterli gelemeyeceği, kendisinin hep böyle hissedeceği ve iyileşemeyeceği gibi olumsuz duygular yaşayabilmektedirler. Bu duygu ve düşünceler, bu süreçte doğum sonrası depresyon yaşayan çoğu kadında gözlenmektedir. Ancak hiçbir doğum sonrası depresyon sonsuza kadar süremez ve gerekli destek sunulduğu sürece iyileşme sağlanmaktadır.