Herkes mutlu olmak istemekte ama çok az insan mutluluk için çaba göstermektedir. İnsan yaşadığı hayattan mutluluk duymuyorsa, yanlış yöne bakıyor demektir. Mutlu olmak için kişinin önce dışa değil, kendi içine bakması gerekir. İnsanların büyük kısmı mutluluğu kendi dışlarında aralar, dışarıdaki güzellikler tabi ki bizi mutlu eder, ancak mutluluk bütünüyle dışa bağlı şartlar üzerine kurulmamalıdır.
Mutlu olmak isteyen kişi öncelikle kendisi ile dost olmalıdır. Bunun için de kendisi ile barışık olması gerekir.
Hayat, büyük olayları beklerken arada geçen zaman değildir. Hayat bir bütündür. Amacınız ne ise size zevk vermeli ve hayatla bütünleşmelidir. Mutluluk bir yere ulaşmak değil, yaşanılandan zevk almaktır. Eğer amacınıza ulaşma süreci size zevk vermiyorsa, amacınız hayatla bütünleşmiyor demektir. Aksi taktirde insan yıllarını bir noktaya ulaşmak için harcar ve çok kere de o noktaya vardığında yaşama sevincini kaybetmiş olur. Bu nedenle hayatı yaşamayı ertelememek gerekir. İnsan işini yaparken hayatı severse, sevdiği hayatı yaşarken de işini zevkle ve sevinçle yapacaktır.
Dünyayı ve insanları değiştiremeyiz. Oysa kendimizle ilgili değişiklikler yapabiliriz. Hayatı yaşamak için elimizde tek bir fırsat vardır. Dolu dolu yaşamanın yolu, insanın dünyaya kendi kafasındaki kalıplarla bakmaması, insan ilişkilerinde rahat ve esnek olabilmesidir.
Bazı insanlar mutluluğu “vererek” bulmaya çalışırlar. Karşı tarafın ihtiyacı olup olmadığına bakmaksızın sürekli maddi-manevi vermeye çalışırlar. Kafalarında sürekli başkaları için yaptıkları fedakarlıklar ve katlandıkları güçlükler vardır.
Mutlu olmak için yapılan en büyük hatalardan biri de “satın alarak” mutluluğu bulmaya çalışmaktır. Satın alarak (alış-veriş yaparak) mutluluğu aramak temeldeki güçsüzlüğün telafisidir. Böyle insanlar güçlerini en başta kendilerine göstermeye çalışırlar ve en çok yakındıkları da anlaşılmamaktır.
Oysa mutluluk ne sadece almakla ne de sadece vermekle gerçekleşir. Alarak güçlü olmak her zaman temeldeki kaybetme endişesini körükler, aldıkça ihtiyaç artar ve kaybetme tehlikesi büyür.
Çözüm, insanın kendini kaybolmayacak değerlerde donatmasıdır. Okunan kitaptan, dinlenen müzikten, bakılan resimden zevk almakla, bunlar üzerine konuşulacak dostlara sahip olmakla, sevmekte ve ürün vermektedir. Çünkü bunlar verdikçe çoğalır, paylaştıkça artar. Bunlar herhangi bir güç veya şanssızlık tarafından elinizden alınabilecek, sizden ayrılabilecek parçalar değildir. Kısacası çözüm varlıklı olmakla değil, var olmaktadır.
Ne yaptığınız zaman, neleri bir arada yaptığınız zaman kendinizi iyi hissediyorsunuz?
Olmuş olanı değiştiremezsiniz… Bu yüzden hayıflanmayı, “keşke” leri bırakın. Olmuş olandan ancak ders çıkartabilirsiniz. Bunu yapın. Olmuş olan, daha önceki seçimlerinizin size getirdiği kaçınılmaz noktadır. Bunun yerine yaşamınızın bundan sonrasına istediğiniz gibi yön vermek için neler yapabilirsiniz? Bunu düşünün.

daha iyi gelecek için

daha iyi gelecek için

       AN’LAR

Hayatımı bir daha yaşayabilseydim, daha çok hata yapardım.
Mükemmel olmaya gayret etmez, daha sakin olurdum.
Daha fazla eğlenir, daha az şeyi ciddiye alırdım.
Bu kadar temiz olmazdım.
Daha fazla risk alır, daha çok gezer, daha çok tepeden bakar,
Daha fazla dağa tırmanır, daha fazla nehirde yüzerdim.
Hiç gitmediğim yerlere giderdim.
Daha çok dondurma, daha az fasulye yerdim.
Gerçek problemlerle daha fazla, kendi yarattıklarımla daha az uğraşırdım.
Her anı gerçek ve verimli bir biçimde yaşayanlardan olurdum.
Hiç şüphesiz mutlu olduğum anlarım da oldu.
Ancak geriye dönebilseydim, hayatımın sadece mutlu anlardan oluşmasına gayret ederdim.
Çükü hayatın “an”lardan, sadece “an”lardan oluştuğunu anladım.
Bunun için “an”ı yakalamak gerekiyor.
Ben yanına bir derece, bir şişe su, bir şemsiye ve paraşüt almadan yola çıkmayanlardanım.
Hayatımı bir kere daha yaşayabilseydim, daha hafif seyahat ederdim.
Hayatımı bir kere daha yaşayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı çıkartır,
Sonbaharda çıplak ayakla gezerdim.
Eğer bir şansım daha olsa, bilmediğim yollarda daha çok gezer,
Daha çok şafak seyreder, daha çok çocukla oynardım.

Heyhat, 85 yaşındayım ve öleceğimi biliyorum.
Lorge Luis BORGES
(Çeviren: Acar BALTAŞ)
Mutlu ve sağlıklı bir hafta geçirmenizi diliyorum….
Uzman Psikolog Saadet ELEVLİ