Sosyal etki, bir kişi ya da grubun kanılarımızı ya da davranışlarımızı değiştirmek için giriştiği bazen bilinçli bazen de bilinçsizce yapılan çabadır. Herhangi bir ortamda, belli konularda kendimizi azınlıkta bulabiliriz. Bu hepimizin zaman zaman yaşadığı sosyal bir gerçektir. Ancak çoğunluğun bizden daha doğru olduğuna karar verirsek, fikrimizi değiştirerek çoğunluğa uyarız. Kendimizin, kendi düşüncelerimizin doğru olduğuna, çoğunlukta olan grubun ise hatalı olduğuna emin olursak bu durumda nasıl davranırız? Bu koşullarda sosyal baskıya boyun eğer miyiz? Bunu anlamak için psikologlar bir araştırma yapmışlar. Araştırma şöyle: Denek yedi kişilik bir grupla birlikte bir masada oturmaktadır. (Denek dışındaki diğer yedi kişi araştırmacının iş arkadaşlarıdır) Gruba değişik şekiller gösterilir ve bu şekillerden hangilerinin daha uzun olduğu sorulur. Denek masanın en sonunda oturmaktadır. Masadaki herkese teker teker hangi şeklin daha uzun olduğu sorulur. Denek dışındaki diğer yedi kişi (araştırmacının iş arkadaşları) kısa olan şekillerin daha uzun olduğunu söylerler. Sıra deneğe gelir. “Hangi şekil daha uzun?” Deneğin cevabı yanlış olduğunu bildiği halde çoğunluğun cevabı ile aynıdır. Denek, kısa şekillerin daha uzun olduğunu söyler. Çünkü yanlış olduğunu bildiği halde yanlış da olsa çoğunluğun verdiği cevabın aynısını verir. Kendi doğrusunun yanlış, çoğunluğun yanlışının ise doğru olduğunu düşünür.

Çoğunluktan farklı olmak, çoğunluk tarafından yargılanmayı ve yalnız kalmayı gerektireceği için, kişiler çoğu zaman yanlış olduğunu bilseler dahi çoğunluğa uyarlar. Ancak bu durum bazen bizim bireysel yaşantımızı olumsuz yönde etkileyebilir. Bazen çoğunluğa sağır olmak, bireysel başarımıza katkı sağlayabilir.
Kurbağa hikayesinde olduğu gibi;
Bir kurbağa sürüsü ormanda ilerlerken, içlerinden ikisi bir çukura düşmüş.
Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanıp,
çaresiz bir şekilde bakıyorlarmış.
Çukur bir hayli derin olduğundan düşen arkadaşlarının
zıplayıp dışarı çıkması mümkün gözükmüyormuş.
Yukarıdaki kurbağalar, boşuna
çabalamamalarını söylemişler arkadaşlarına:
“Çukur çok derin. Dışarı çıkmanız imkânsız!.”
Ancak, çukura düşen kurbağalar onların
söylediklerine aldırmayıp çukurdan
çıkmak için mücadeleye devam etmişler.
Yukarıdakiler ise hâlâ boşuna çırpınıp durmamalarını,
ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlarmış.
Sonunda; kurbağalardan birisi
söylenenlerden etkilenmiş ve mücadeleyi bırakmış.
Diğeri ise; çabalamaya devam etmiş.
Yukarıdakiler de, çırpınıp durarak
daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürmüşler.
Ne var ki, çukurdaki bir kurbağa
onlara hiç aldırmadın son bir hamle daha yapmış,
bu kez daha yükseğe sıçramayı başarmış
ve çukurdan çıkmış..
Arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine
hiç kulak asmamıştı…
Çünkü o sağırdı !

Olumsuz düşünceli insanların, yüreğinizdeki umudu çalmalarına izin vermemeniz dileğiyle…

Uz. Psk. Saadet ELEVLİ