facebook

Bir buçuk milyar aktif kullanıcıya sahip olan facebook, kullanıcıların yaşantılarını farklı açılardan etkilemeye devam ediyor… Araştırmalar facebook kullanımının, kişilerin bir yandan beğenilme, fark edilme, onaylanma, dikkat çekme ihtiyaçlarına yanıt verirken, diğer yandan başkalarının hayatlarıyla kendi yaşamlarını kıyaslamalarına ve kullanıcılara mutsuzluk ve stres kaynağı oluşturduğunu göstermektedir.
ABD’deki Missouri-Columbia Üniversitesi’nden uzmanlar, Facebook’un farklı kullanım amaçları ve bunların insan psikolojisi üzerindeki etkilerini araştırmışlar, Singapur’da yapılan ve 700 öğrencinin katıldığı araştırma sonuçları, Facebook kullanıcıları, arkadaşlarının paylaşımlarına bakıp kendi hayatlarını diğerleriyle kıyasladıklarını, bu kıyas sonucu arkadaşlarının hayatlarına özenerek, depresyona sürüklendiklerini bulgulanmışlardır. Araştırma, Facebook’u sadece arkadaşlarıyla iletişim amacıyla kullananların psikolojilerinde herhangi bir negatif değişim olmadığını, arkadaş listesindeki kişilerin zenginlik ya da iyi bir ilişki içinde olduğunu gözetleyen, arkadaşlarının paylaşımlarına bakıp, onların yaptıkları tatillere ya da ilişkilerine özenen kullanıcıların, bu durumdan duygusal olarak olumsuz etkilendiklerini göstermektedir.
Göteborg Üniversitesi’nde iki bin kişi üzerinde yapılan bir başka araştırmaya göre, başkalarının hayatlarını Facebook üzerinden takip eden internet kullanıcıları, bunları kendi hayatlarıyla kıyasladıktan sonra depresif duygular yaşamaktadırlar. Araştırmayı yapan gruptan Leif Dent, bu durumu sahte bir hayata benzeterek, Facebook’ta insanların, hayatlarının en güzel anlarını ve en güzel resimlerini paylaştığını, bu paylaşımların diğer insanların yanılsamasına neden olduğunu, çünkü paylaşım yapan kişinin gerçek hayatını ya da mutsuz anlarına Facebook’ta yer vermediğini ifade etmekte, başkalarının sanal hayatını kıskanmak, sosyal paylaşım siteleriyle beraber insanları etkileyen problemler arasına girdiğini belirtmektedir.
Almanya’da Darmstadt Teknik Üniversitesi ve Berlin Humbold Üniversitesi uzmanlarının 600 Facebook kullanıcısı üzerinde, ortaklaşa yaptıkları bir başka araştırma sonuçlarına göre; kullanıcıların üçte birinin, Facebook’ta geçirdikleri sürenin ardından kendilerini yalnız, yorgun, üzgün ya da memnuniyetsiz hissettiklerini göstermektedir. Uzmanlar bu duruma en önemli etkenin, kullanıcıların arkadaşlarının sayfalarında gördükleri olumlu haberler olduğunu belirtmişler, normalde insanların kendilerine benzeyen kişileri kıskandığını ifade eden proje yöneticisi Hanna Krasnova, kullanıcıların Facebook üzerinden diğerleriyle ilgili daha fazla bilgi sahibi olduğunu ve kendilerine benzeyen insanlarla kendilerini kıyasladığını vurgulamıştır. Darmstadt Teknik Üniversitesi’nden araştırmacı Thomas Widjaja ise, kullanıcıların Facebook’ta sürekli arkadaşlarının olumlu iletilerini gördükçe kendilerini değersiz hissettiklerini, en fazla tatil fotoğraflarının kıskançlık yarattığını belirtmiştir. Widjaja, kullanıcıların kıskançlık duygusuyla baş edebilmek için, kendileriyle ilgili olumlu haberler yazma eğilimine girdiklerini, bu mesajların da genelde abartılı ya da olumsuz ayrıntıları içerdiğini, kullanıcıların girdikleri sınavdan yüksek not alınca Facebook hesapları ile bunu arkadaşlarına duyururlarken, düşük not aldıklarında ise bunu paylaşmadıklarını gözlemlediklerini ifade etmiştir. Uzmanlar, sanal toz pembe hayatlar yaratan bu durumun diğer kullanıcılarda kıskançlık duygularına neden olduğunu, ve bu durumun bir “kıskançlık döngüsüne” dönüştüğünü belirtmişlerdir.
Danimarka Mutluluk Araştırma Enstitüsü’nün yaptığı araştırma sonuçları ise, bir hafta boyunca Facebook kullanmayan deneklerin, kendilerini hayattan daha memnun, daha az yalnız ve daha az stresli bulduklarını ifade ettiklerini göstermiştir. Araştırma sonuçları ile ilgili açıklama yapan Enstitü’nün Başkanı Meik Wiking, mutluluk ile ilgili verilere baktıklarında kendisini başkaları ile karşılaştırmanın insanlarda memnuniyetsizliğe yol açtığını gördüklerini belirtmiş, Focebook’un kullanıcılar hakkında sürekli iyi ve güzel haberler verdiğini, bu da Facebook’un herkesin iyi ve güzel tarafını gösteren bir dünya haline getirdiğini ifade etmiştir.
Araştırma sonuçlarını özetlemek gerekirse; herkes diğerlerinden daha iyi ve mutlu olmak istemekte, ama sürekli diğerlerinin kendinden daha mutlu ve iyi olduğunu düşünmektedir.. Arkadaşlarının başarılı biyografilerini, eğlenceli fotoğraflarını gören kişiler “Herkesin hayatı mükemmel” düşünce yanılsamasına girmektedirler. Oysa, bir hayatın ne kadar mükemmel olduğu ya da olmadığının ne sınırı vardır ne de ölçütü…. Çünkü yaşamda, diğerlerini kendine ölçüt yapmanın bir ölçüsü yoktur…
Facebook kullanıcıları ile ilgili diğer önemli araştırma alanı da, kullanıcıların arkadaş listeleriyle ilgili.. Dışarıdan bakıldığında arkadaş listesi kabarık kullanıcıların çok daha sosyal, sevgi dolu ve aktif kişiler olduğunu düşünülebilir, ancak araştırma sonuçları bunun tersini göstermektedir.. Facebook arkadaş listesi ne kadar kabarık olursa olsun, araştırmalar beynimizin ve kalbimizin arkadaşlık konusunda bir sınırı olduğunu göstermektedir.
New South Wales Üniversitesi araştırmacıları, kendisini ‘yalnız’ olarak tanımlayan insanların yüzde 79’undan fazlasının sevdikleri, beğendikleri şeyleri ya da kişisel bilgilerini paylaşarak diğer kişilerin kendileri ile iletişime geçmesini kolaylaştırmaya çalıştıkları ve böylece yalnızlık duygularının üstesinden gelmeye çalıştıklarını tespit etmişlerdir.
Profesör Baroness Greenfield, Facebook kullanıcılarının özel fotoğraflarını paylaşırken ya da bir düşüncesini ifade ederken, kullanıcının “bakın, ben buradayım” diyerek, diğerlerinin dikkatini çekme ihtiyacı içerisinde olduklarını, fark edilmeyi hedefleyerek, kullanıcıların yalnız olmadıklarını, diğerleri tarafından fark edildikleri duygusunu tatmin etmeyi hedeflediklerini ifade etmektedir.
New York Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada kullanıcıların diğerinin dikkatini çekme amaçlarına ulaşabilmeleri için; kadınların profillerine çekici fotoğraf koymaya yoğunlaştıkları, erkeklerin ise “hakkımda” kısmına kendilerini methetmeye yoğunlaştıkları gözlenmiştir.
Bir başka araştırmada, sosyal ağlarda çok sayıda paylaşımda bulunmanın, yalnızlığın bir göstergesi olduğu ifade edilmiştir.
Facebook’ta yorum yazma davranışının nedenini araştıran Moira Burke, kişinin bu davranışının, kendini daha az yalnız hissetme gereksiniminden kaynaklandığını belirtmektedir.
Araştırma sonuçları genel olarak facebook-yalnızlık ilişkisi açısından değerlendirilecek olursa; diğerlerine oranda daha fazla yorum yazan, daha fazla arkadaş listesine sahip olan, daha fazla paylaşımda bulunan kullanıcıların kendilerini daha çok yalnız hissettikleri, yorum yazma ve paylaşımda bulunma davranışıyla yalnızlık duyguları ile baş etmeye çalıştıkları söylenebilir. Facebook kullanıcılarının bu davranışları “yalnızım… ama kendimi daha az yalnız hissetmek istiyorum..” şeklinde yorumlanabilir.

Oysa ki Özdemir Asaf’ın da ifade ettiği gibi; Yalnızlık paylaşılmaz.. paylaşılsa yalnızlık olmaz…”

facebook-like

Araştırmacılar tarafından incelenen bir diğer alan da, Facebook kullanıcılarının “beğen/like” davranışıdır ve araştırmalar en basit “beğen” butonunun bile, sanal dünyanın insan psikolojisi üzerinde ne denli etkili olduğunu göstermektedir.

Facebook üzerindeki “beğen” davranışının, facebook’ta önem verdiğiniz şeylere olumlu geri bildirim vermenin bir yoludur. Amerika’da Pew Araştırma merkezi tarafından yapılan araştırmaya göre; Facebook kullanıcıların %44’ü arkadaşlarının gönderilerini en az bir kere, %29’u ise günde birden fazla beğenmektedir. Facebook kullanıcılarının “beğen” davranışlarının nedeni, elektronik ortamda bir onaylanma ve onaylama ihtiyacından kaynaklandığı ifade edilmektedir.
Başka bir araştırmada “beğen/like” davranışının nedeni, kişilerin belli konularda kendilerini kanıtlama ihtiyacı olduğu bulgulanmıştır. Bir Facebook uygulayıcısının 58.000 katılımcının beğenilerini herkese açık hale getirilmesiyle yapılan bu araştırmada, yapılan beğenilerin kullanıcıların bazı kişisel özelliklerini ortaya çıkardığı görülmektedir. Böylece “beğen” butonu ile kişiler, kendi bireysel özelliklerini yansıtarak, kendilerini diğerine kanıtlama ihtiyaçlarını tatmin etmelerini sağladıkları görülmüştür.
Araştırmalar “beğen” davranışının diğer nedenin, kişilerin sosyal medyadaki arkadaşlarıyla dayanışma içinde olma ihtiyacından kaynaklandığını, sanal empati olarak tanımlanan bu durumun, kişinin gerçek dünyadaki yaşantısını da etkilediğini göstermektedir. Kullanıcının “beğen” butonunu tıkladığında, diğerleriyle iletişim kurduğunu, o kişinin ya da grubun farkında olduğunu, onu anladığını ifade biçimi olarak bu davranışı gerçekleştirdiği belirtilmektedir.
Psychology Today isimli bir dergide yayınlanan makalede, aldığı her beğeninin kişiyi daha fazla sevildiğini hissettirdiğini, beğenilmemenin ya da fark edilmemenin ise kişide reddedilmişlik duygusu yaşattığını ifade etmektedir. Araştırmaya göre kişiler diğerlerinin neler yaptığını görmenin yanı sıra, diğerleri tarafından fark edildiğini görmek için Facebook’a girmektedirler.

Facebook’ta reddedilmek ya da farkına varılmamak psikolojik bir cehennemdir.
Eğer kullanıcı birisinin fotoğrafını beğeniyorsa, karşısındaki kişinin de aynı şeyi yapmasını beklemektedir.
Beğenilmek kimin hoşuna gitmez ki??
Edinburg Üniversitesi araştırmacıları, kişilerin Facebook profilinde herhangi bir değişiklik yaptığında, bunun listesinde ekli kişilerce beğenilip beğenilmemesi ihtimali üzerinde bir hayli kafa yorduklarını ya da bir fotoğraf, haber, video paylaştıklarında, arkadaş listesindeki kaç kişinin “beğen” butonunu tıkladıklarını takip ettiklerini, beğenilmemesi durumunda kişiyi olumsuz duygu durumuna sürüklediğini bulgulamışlardır.
Her insan egosunun övülmesini istediğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, benlik algısıyla benlik olgusunun ayrımını kişilerin dikkat etmesi gerektiğini, Facebook’un aslında tarafsız olduğunu iyi ya da kötüye kullanımın kişiye bağlı olduğunu vurgulamaktadır. Tarhan aksi kullanımı halinde Facebook’un narsizmi beslediğini ifade etmekte, popüler kültürde toplumu etkileyen ve yöneten Futbol, Film ve Festival üçlüsüne Facebook’un da eklendiğini belirtmektedir. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ego övgüsünün her kes için hoş bir duygu olduğunu, ancak kendisini herkesten daha özel, daha üstün, daha önemli algılamanın, kişinin sürekli övgü ve beğeni ile beslenmesinin ve sürekli beğenilme ihtiyacı içerisinde olmasının tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini ve bu kişilerdeki narsizmi Facebook’un besleyebileceğini ifade etmektedir.

19.09.2016
Uz. Psk. Saadet Elevli

Kaynak:
http://www.e-psikiyatri.com/etiket/facebook/sayfa/5

http://www.e-psikiyatri.com/etiket/facebook/sayfa/1